“Terörsüz Türkiye” ya da “Barış” süreci

Mehmet BONCUK

15-08-2026 17:31

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 günü TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında DEM Parti sıralarına giderek milletvekilleriyle temas kurması ve 22 Ekim’de yaptığı grup konuşmasında ise Abdullah Öcalan üzerinden PKK’nın silah bırakması ve örgütün feshedilmesine yönelik açık bir çağrı yapmasıyla başlayan “Terörsüz Türkiye”, “Çözüm” veya “Barış” adı verilen süreç geçen günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan ve geniş destek bulan bir oylamayla farklı bir noktaya geldi.

Şüphesiz ilk adımın, bugüne kadar PKK karşıtı en sert söylemlerin ve mücadelenin merkezi halinde olan MHP’nin liderinden gelmesi dikkat çekiciydi. Bu arada Bahçeli’nin söylemlerinin siyasi arenada ete kemiğe bürünmesine önemli destek ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreçteki söylemleri daha temkinli ve devlet merkezli bir dil taşıdı. Bahçeli doğrudan Öcalan, örgütün feshi ve silah bırakma üzerinden konuşurken Erdoğan ilk aşamada Öcalan’ın adını öne çıkarmadan “iç cephe, kardeşlik, terörün sona ermesi ve tarihî fırsat” gibi kavramları kullandı.

Erdoğan’ın sürece zemin hazırlayan ilk önemli sözlerinden biri 30 Ağustos 2024’te geldi. Erdoğan burada temel problemi “iç cephe” üzerinden tarif etti ve “Bunun için tek yapmamız gereken iç cephemizi sağlam tutmaktır” dedi.

Asıl kritik gelişme ise 22 Ekim 2024 tarihinde yaşandı. MHP lideri Bahçeli o gün Öcalan’a örgütü feshetme ve silah bırakma çağrısı yapması yönünde (kendi siyasi geçmişine göre) son derece ileri bir çıkış yaptı.

Erdoğan ise aynı gün Bahçeli’nin kullandığı ayrıntılara girmeden “Öcalan’ın Meclis’e gelmesi” veya “umut hakkı” gibi konuları sahiplenen bir ifade kullanmak yerine Türkiye'nin geleceğinde teröre ve terörün karanlık gölgesine yer olmadığını herkesin düşünmesi gerektiğini söyledi.

Cumhur İttifakı tarafından açılan “tarihi fırsat” penceresinin kişisel hesaplara kurban edilmemesini isteyen Erdoğan; siyaset, Meclis, sivil toplum, basın, akademi ve toplumun birlikte “terörün ve şiddetin olmadığı bir Türkiye” inşa etmesi çağrısında bulundu.

Burada iki liderin söylemleri arasındaki fark dikkat çekse ve Erdoğan ilk anda Bahçeli'nin Öcalan'a ilişkin somut önerilerini tekrarlamasa da Bahçeli'nin açtığı yolu “tarihî fırsat penceresi” olarak nitelendirerek siyasi destek verdi. Bu nedenle Erdoğan’ın ilk aşamadaki tutumunu kontrollü destek şeklinde tanımlamak daha doğru olur.

Öcalan’ın (pek çok kişiye göre üzerinde herhangi bir etkisi kalmadığı iddia edilen) örgütüne yönelik “Silah bırakma ve fesih” çağrısının ardından PKK Mayıs 2025’te gerçekleştirdiği kongreyle örgütsel yapısını feshetme ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararı aldığını duyurdu. 11 Temmuz 2025’te ise Kuzey Irak’ta bir grup örgüt mensubunun silahlarını yakmasıyla sembolik silahsızlanma adımı atıldı.

Buraya kadar olan bölüm sürecin bir kronolojik analizi oldu. Devamında ise toplumun farklı kesimlerinden aldığım görüşlere göre bir değerlendirme olacak.

Burada farklı görüşleri 2 ayrı kategoride değerlendirmek gerekecektir.

İlk kesime göre bir sürecin adına “barış”, “çözüm” veya “Terörsüz Türkiye” denilmesi tek başına başarı anlamına gelmez. Bu kesime göre kalıcı başarı için silah bırakmanın eksiksiz ve doğrulanabilir olması, hukukun kişilere göre değil açık kurallara göre işletilmesi, terör mağdurlarının adalet duygusunun korunması, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve sürecin ülke çıkarı olarak görülmesidir. Buradaki en hassas denge, bir yandan silah bırakan insanların yeniden silaha dönmeyeceği bir toplumsal ve hukuki mekanizma oluştururken diğer yandan geçmişte işlenen ağır suçların mağdurlarında “cezasızlık” hissi yaratmamaktır.

Diğer bir bakış açısına göre ise, aynı şekilde Kürt vatandaşların hak ve özgürlüklerine ilişkin sorunların demokratik siyaset içerisinde konuşulabilmesi ile silahlı mücadele sonucunda siyasi kazanım sağlandığı algısının oluşmaması arasındaki denge de büyük önem taşıyor. Burada Kürtlerin beklentisi özellikle AK Parti iktidarlarında başlayan dilleri ve varlıkları üzerindeki inkarın kaldırılmasıyla başlayan sürecin daha da insani ve hukuki bir süreçle taçlandırılarak gerçekten bu ülkenin eşit vatandaşları oldukları, bin yıllık kader birliğinin önümüzdeki bin yıllarda da bozulmadan devam ettirilmesi…

Türkiye, geçmişte benzer bir süreci yaşadı ve o süreç 2015 yılında gerek ülkenin huzura kavuşmasını istemeyen dış güçler gerek Kandil ve gerek devlet içine çöreklenmiş bir kesimin eliyle ağır bir çatışma dönemine dönüştü. Bu tecrübe, bugün hem devletin hem siyasi partilerin hem de toplumun çok daha dikkatli hareket etmesini zorunlu kılıyor.

Gelinen noktada süreç şeffaf, hukuka dayalı, toplumsal vicdanı gözeten ve gerçekten silahsızlanmayla sonuçlanan bir modele dönüşürse Türkiye onlarca yıllık ağır bir yükü geride bırakabilir. Buna karşılık silahsızlanma eksik kalır, süreç bazı tarafların gölgesine girer veya toplumun önemli kesimlerinin adalet duygusu ihmal edilirse yeni ve daha derin bir güvensizlik ortaya çıkabilir.

Bu nedenle Türkiye açısından gerçek başarı yalnızca “PKK silah bıraktı” denilebilmesi değildir. Gerçek başarı; silahın yeniden gündeme gelmeyeceği, terörün siyasi araç olmaktan tamamen çıkacağı, vatandaşların etnik kökenlerinden bağımsız olarak kendilerini eşit ve güvende hissedeceği ve hiçbir annenin terör nedeniyle evlat acısı yaşamayacağı kalıcı bir düzenin kurulabilmesidir.

Terörün bitmesi herkesin kazanımıdır; fakat kalıcı barışın yolu hem güvenlikten hem adaletten hem de demokrasiden taviz vermeyen bir denge kurabilmekten geçiyor.

Son söz olarak kendi görüşüm:

Bu sorunu çocukluğundan itibaren derinden yaşamış, çevresinde iki taraftan da evlatlarının acısını yaşamış çok sayıda insan bulunan, Türkçeyi 7 yaşında öğrenen, ilk okulda Kürtçe konuştuğu için azar işiten/dayak yiyen, Türkçe okuma yazması olmayan bir annenin (evladını koruma refleksiyle) evde kalan eski lise ders kitapları bile “Ya sakıncalıysa” denilerek yakılan, sadece Kürt olduğu için Batı’da ilk kez karşılaştığı insanlarca “Terörist Kürt?” ön yargısına maruz kalan biri olarak bu süreci sonuna kadar destekliyorum.

Birileri “Erdoğan ve Bahçeli teröristleri Meclis’e taşıyacak”, başka birileri de “Apo Kürtleri satıyor” dese de mesele o kadar basit değil. Bu ülkede yaşayan tüm insanların geleceğinin daha fazla karartılmaması, evlatlarının kaybını yaşamaması, geleceğe daha güvenli, huzurlu ve umutlu bakabilmesi açısından zannımca bu süreç “köprüden önceki son çıkış”tır.

Ya bu süreç içi daha da doldurularak nihayete erecek ve 86 milyon hep birlikte kazanacak ya da daha uzun yıllar sorunlarla bocalamaya devam edeceğiz.

 

Bitirirken; bugüne kadar yaşadıklarımız siyaset kurumunun üstüne düşeni yerine getirmeye kararlı olduğunu gösteriyor. Bunu da TBMM’de gerçekleşen oylamadaki rekor oy sayısı bile tek başına karşılıyor.

DİĞER YAZILARI Mahalle kokuyor 01-01-1970 03:00 Senin eğlencen huzurumu bozmasın! 01-01-1970 03:00 Baklava 01-01-1970 03:00 İletişim kazaları & Kaht-ı rical 01-01-1970 03:00 Din sömürüsü 01-01-1970 03:00 Köpekçilerin rantı kesilince 01-01-1970 03:00 Hay'dan gelen Hu'ya gider ya da 3'ün 1'i 01-01-1970 03:00