Kentlilik kavramı küçük gruplardan daha geniş kitlelere dayalı yaşama geçişi, sözleşmeye dayalı ilişkileri ve kurallara uyumu ifade eder. 

İslam dünyasında kentler; ticaret, ilim ve ibadet merkezleri olarak güçlü bir adab ve medeniyet geleneğine sahiptir. İlk İslam toplumbilimcisi İbn Haldun, kentleri dayanışma, iktisadi refah ve medeniyetin zirvesi olarak ele alır. Kentlilik, kurallar, komşuluk hakkı, pazar ahlakı ve toplumsal dayanışmasıyla tanımlanır. 

Hem İslam hem de Batı toplumlarında kentlilik, kurallara ve kitlesel yaşama uyum gerektirir. Modern toplumlarda bu durum çeşitli yasa ve yönetmeliklerle de zorunlu kılınmıştır.

Zorunlu kılınmasına kılınmış da ne Batı ne de İslam dünyasının yaşam normlarına uymayan  Gaziantep gibi büyük kasabalarda uyum nasıl olacak? 


Üst bölümde yer alan analizleri üniversite eğitimi sırasında aldığımız Kent Sosyolojisi dersi kapsamında yaptığım okumalardan yararlanarak yazdım. Peki devasa binalarıyla gün geçtikçe genişlemesine rağmen hala vahşi Batı kasabalarındakiler gibi davranan insanlarla dolu Gaziantep ve benzer kentleri hangi kitap ve yazılara dayanarak analiz etmek lazım? 
Zira okuduğum kitaplarda bunu tam olarak analiz edecek içerikler göremedim !
Kentte kurallar ve kaideler olur eskiden bizde de vardı. Ama şimdi yok! Dahası biz bir türlü kentlileşemedik. Hala köyden hallice kasabalarda yaşıyormuşça,  birazcık refaha kavuşmuş ama kültürel olarak köy yaşamını sürdürmekte ısrar ediyoruz.

Mesela Gaziantep'te ve pek çok şehirde 5-10 milyon liraya satılan apartman dairelerinde yaşayanların, sokakta ya da site bahçesinde saatlerce süren düğün vb. eğlencelerle çevredeki insanları gürültülü müzik, anonslar ve kalabalıkla rahatsız etmesi, kent yaşamı kurallarıyla ciddi bir çelişki oluşturuyor. 

Bu davranış, edindikleri maddi imkânlarla modern kentsel mekâna adapte olmuş görünen bireylerin, zihinsel ve kültürel olarak kentliliğe tam olarak uyum sağlayamadığını ortaya koyuyor. Zira kentlerde bireysel özgürlük ancak başkalarının özel alanına saygı ile mümkündür. Gürültü kirliliği ise bu dengenin bariz ihlallerinden biridir. 

Saatlerce süren sokak düğünleri; komşuların dinlenme, uyku, çalışma ve çocuk eğitimi hakkını doğrudan ihlal eder. Kaliteli binalarda yaşayanların bu kalitesiz davranışı, maddi kentliliğin kültürel kentlilikle bütünleşmediğini de gösterir. 
Geleneksel köy ve kasaba hayatında düğün vb eğlencelerin akraba ve komşuların katılımıyla açık alanda yapılması doğaldır; çünkü mekan geniştir ve rahatsız edilen kişi sayısı sınırlıdır. Ancak metropolde aynı davranış farklı ve birbirini tanımayan bir nüfusta ciddi gerilim yaratır.

İslamî gelenekte kentlilik, “adab” ve komşuluk hakkı gibi ahlaki normlarla şekillenmiştir. Hz. Muhammed’in “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi, komşunun huzurunu bozmamayı da kapsar. Modern kentlerde normlar  bireysel haklar ve yasal düzenlemelerle desteklenir.

Sokak düğünü yapanlar “bizim adetimiz”, "bizim geleneklerimiz"  veya “ayda, yılda bir defa oluyor” savunmasını öne sürer. Bu savunma, en başta toplumsal kurallara duyarsızlığı yansıtır.

Bu tür davranışlar, komşular arasında tartışmalara hatta şiddet olaylarına yol açmaktadır. Sizin mutlu zamanınız başkasının yas tuttuğu veya hastalık gibi bir döneme denk gelebilir. Sokağın bir başında yas tutan bir evde taziye varken diğer ucunda davullu zurnalı, arabesk müzikli düğün olamaz. Hem kentlerde düğün vb. organizasyonlar için özel olarak inşa edilen mekanlar vardır.

Çözüm, yalnızca kolluk kuvveti müdahalesi değil, eğitim ve kültürel dönüşümdür. Bireyler, maddi imkânlarının kendilerine yalnızca konfor değil, aynı zamanda başkalarının haklarına saygı sorumluluğu da getirdiğini içselleştirmelidir.
Kentlilik, nihayetinde bir bilinç ve empati meselesidir. Sokakta saatlerce düğün yapan vatandaş, kendi keyfini ve mutluluğunu yaşarken komşusunun huzurunu hiçe sayıyorsa tam anlamıyla kentli olamamış demektir. Gerçek medeniyet, bireyin özgürlüğünün başkalarının huzuruyla sınırlı olduğunu kabul etmekle başlar.
Bu tür davranışlar, hızlı kentleşme sürecindeki kültürel geçiş sancılarını yansıtmaktadır. Maddi kalkınmayla birlikte kültürel kentliliğin de geliştirilmesi, daha yaşanabilir şehirler için zorunludur.